AZBUÇUK - Metin ELOĞLU

"Bir şair ne zaman milletinin şairi olabilir? Halk yığınlarının ilgilendiği meseleleri ele alır, onlara zümre bakımından değil de, kütle bakımından bakarsa, halkın şairi olur. Hem halkın da ilgilendiği şeyler de pekçok değildir. Halk, ençok maddî refahla ilgilidir. Bu da pek tabiîdir; çünkü maddî refah, manevî refahın; manevî refah da hertürlü ferdî bağımsızlığın şartıdır. Bu olmayınca, insanın kendi kendine saygısı da kalmaz., İhtiyaçlar, çalışan insanların düşünme kabiliyetini sınırlar. Gerçek dünya, onlara her bakımdan açıktır. Gerçek dertleri, ihtiyaçları o kadar kuvvetlidir ki, halkın düşünme ile yaratılan tasalara ihtiyacı yoktur. Halk; üründen, alınterinden, -kısacası- önemsemediğimiz şeylerden söz açar. Ama ne gariptir ki, bu basit işlerde büyük bir dram gizlidir; şiirin kaynağı da onlardadır!"

Bunları tâ geçen yüzyılın sonlarına doğru; ülkesinin, ulusunun mutlu, aydın, uygar olma çabasında ozanların da bir yeri, payı bulunsun diyen ülkücü bir yazıneri, M. SALTlKOV -SÇERDlN söylüyor...

Kanılarının o dönemde de salt ozanlar, soyutlamalara yatkın "estetikçi" 1er, bireysel sanat "kahramanlar"ı açısından bir anlam, değer kazanamaması doğal... Ne ki, o çağdan buyana saymakla tükenmez şiir akımları olayları, tanımları, verileri sereserpe gezindiler beğenimizde; ussal, sezgin yeteneklerimizle kimini kovduk, kimini bağrımıza bastık... Ama, unutuverdiğimiz, giderek umursamadığımız bir soru kulağımızı çınlattı durdu: "Bir ozan, hangi tutumla ulusunun ozanı olabilir?"

Kitaplar, dergiler yükü yazılardan bunun kesin yanıtını çıkarmıya yeltenmek boşuna; genel, daha doğrusu Batı'sal şiir sorunları üstüne, çoğu yetkin kişi, usuna elvereni, umutlarını söyleyip geçivermiştir. Çokçası, bencil, yöresel tutumunu, bağımlılığını haklı çıkarmak, eleştirileri terslemek için bir savunu niteliğindedir bunlar. Ya da, Hacer-ül-esved benzeri göksel, düşsel varlık bildirileri...

Kendimizi alalım: Şiirimizin keşmekeşi, ulusal bilince, beğeniye yanaşamayışı, cılız bir ortamda debelenişi yine gündelik konumuz... Yıllardır bir aramadır, sürekli değişimdir, dediği ettiğini tutmazlıktır sürüp gidiyor. En Türk ozanlar, daha çok fransızcamsı, ingilizcemsi bir yöntemle kurcalanıp inceleniyor. Sanatçılar da, yapıtları da bir alafıranga camekânda Ermeni Gelini gibi kırıtıyorlar. Hadi, daha da somutlaştıralım konuyu: Okur-yazar oranımız % 30! Bunun yarısı da, gayrı mühür kazdırmaktan kurtulmuşlar., diyelim. Geride kalanları da -iyimser bir hesapla- dörtte bir indirirsek, ulusumuzun % 2'si şiir tanıyor demektir... Ne ki, bu % 2'yi de yine bölmek gerekiyor! Öyel ya, Yahya Kemal'den, Behçet Kemal'den bir karış ötesini hâlâ göremiyenler... Orhan Veli'de kalakalmışlar...

 

BÜTÜN YOLLAR SENDE BİTER

Üşürsem kış geceleri sokaklarda

Bir boşluk içinde donup kalırsam

Uzat ellerini yaz olsun

Konuş bahar insin çiçeklere

 

Bir günün başlayan sevincinde

Gözlerin dile gelsin

Çiçekler nasıl açarsa öyle

Bahçemdesin

 

Güzel günler tekrar yaşanmak ister

Nasıl unutulur yıldızların ışığı

Kapılar kapanmadan bir daha bir daha

Görelim aydınlığı

 

Bir ışık seslenir gönül kararınca

Gül ki şarkıların sonu gelmesin

Bütün yollarım sende biter

Gönlümdesin

 

Rauf AYBEY

 


Diyeceğim, şiir anıldı mıydı, bambaşka bir yazı türü, -ABC yi bilmeyene de meram anlatacak bir yazı türü- özleyenler çoğunlukta.. Bu durumda, gerçek şiirimizin alıcıları, giderek yaşatıcıları, sağduyulu tutkunları % 0.5'e -ister istemez- iniveriyor! Eh, ozanlarımızın da gözü toktur; yetiniverirler o "buçuk"la! Yine de çoğalmak, yırtınmak kaygısındadırlar; salt şu "dede yadigârı" zinciri koparmıyalım gibisine... Hep biliyoruz; "ezgi" yardakçılığındaki HALK ŞİİRİ'nin çağı, etkinliği çoktan geçti; ama, halk, çağdaş yaşam koşullarıyla, görenekleriyle, gizli yarınlarıyla, insancıl tutkularıyla bu netameli vartayı atlatamadıkça, sanat da, özellikle şiir de etkin bir güce, eyleme erişemez. Çekişmeyi şöyle bölümleyelim: A— Bireysel evrenlerini süslemek, tinsel kurtlarını dökmek, bir bardak suda nice soysuz fırtınalar koparmak için kaleme sarılanlar; B— Alınterine yaslı uğraşlarının gündeş toplumla ilişkilerini pekiştirici bir sanat çabasında olanlar...

Şimdilik diyeceğimiz buncacık ya, sanat dergisi yöneticilerinin kulaklarını da çınlatalım: Soyut mu, somut mu? gibisine gevezelik sorularla okurları oyalayacaklarına, şunu soruverseler ya o dediği dedik bilirkişilere:

— Bir şair ne zaman milletinin şairi olabilir?