DİRENME'NİN DÜŞÜNÜRÜ - Tomris UYAR

Geçen yıl içinde yapıtları dilimize çevrilen, düşünceleriyle bütün dünya aydınları arasında yankılar uyandıran California Üniversitesi profesörlerinden Herbert Marcuse ile İngiltere'de yayımlanan bir ''seks'' dergisinin yazarı arasında geçen konuşmadan bazı ilginç bölümleri alıyorum aşağıya:

Penthouse: Sanırım bugünkü ününüzü Berlin'deki öğrenci ayaklanmasıyla, Amerika'daki öğrenci gösterilerine borçlusunuz. Bütün dünyayı kaplıyan öğrenci ayaklanmalarıyla, ileri sürdüğünüz düşünceler arasında ne gibi bir bağlantı kurulabilir sizce?

Marcuse: Şöyle diyebilirim; "öfkeli öğrenciler" hareketini yürekten destekliyorum, ama onların sözcüsü sayılmam imkânsız. Beni "sözcü" diye niteliyerek iyi para getiren bir nesne durumuna sokan, basın ve reklâmlar olsa gerek. Hele adımın, resmimin Che Guevera, Debray, Rudi, Dutschke, vb. gibi adamlarla yanyana konulmasına büsbütün karşıyım. Çünkü, bu saydığım kişiler, daha insanca bir toplum yaratma uğruna hayatlarını gözgöre göre tehlikeye attılar, atıyorlar; oysa ben, bu savaşa yalnızca sözlerimle, düşüncelerimle katıldım. Önemli bir ayrım bu.

Penthouse: Öyle diyorsunuz ama, öğrenci hareketleri, siz düşüncelerinizi açığa vurduktan hemen sonra başladı...

Marcuse: Yine de ben, yapıtlarımı okuyan öğrencilerin sayıca çok az olduğuna inanıyorum.

Penthouse: Zaten "başkaldırma"yı belli bir doktrine dayandıran öğrenciler de sayıca az. Hiç değilse, bunların kuramcısı sayılabilirsiniz.

Marcuse: Dediğiniz doğruysa, çok sevindirici bir olay bu. Ne var ki, burada doğrudan doğruya bir etki değil, bir raslantı, bir çakışma söz konusu... Ben kitaplarımda, toplumun eleştirisini yapmıya çalıştım, -yalnız kapitalist toplumun değil- hem hiçbir ideolojiye bağlanmamıya dikkat ederek; sosyalist ideolojiye, Marksist ideolojiye bile bağlanmadan. Çağdaş toplumun heryanıyla baskıcı bir toplum olduğunu göstermeye çalıştım. Kolaylığın, rahatlığın, esenliğin, o boyuna sözü edilen siyasî ve ahlâkî özgürlüğün bile baskı yaratılmak için kullanıldığına değindim. Herhangi bir değişikliğin, tam bir yadsıma ya da öğrencilerin deyimiyle bu topluma durmaksızın karşı koymakla sağlanabileceğini göstermek istedim. Yalnız kurumları değiştirmekle olmazdı; daha önemlisi, insanları değiştirmekti; tutumlarıyla, içgüdüleriyle, amaçları ve değer ölçüleriyle insanları değiştirmekti gerekli olan.

Penthouse: Peki, öğrencilerin bunda ne gibi bir payı var sizce?

Marcuse: Öğrenciler, suskun kitlelerin gereksinmelerini, özlemlerini açığa vuran kavgacı bir azınlıktır. Kendi başlarına devrimci olamazlar; hiç kimse bunu bekleyemez onlardan. Bunu kendileri de biliyorlar.

Penthouse: Sizi, "seçkin"lerin kuracağı bir diktatörlükten yana olmakla suçladılar. Doğru mu  bu?

Marcuse: Hiçbir zaman Plâtonik bir diktatörlük kurmak gerektiğini söylemedim ; çünkü, hiçbir düşünür bu işin üstesinden gelemez. Ama, açık olmak gerekirse, politikacıların, yöneticilerin ve generallerin diktatörlüğü mü daha kötüdür acaba, yoksa aydınların kuracağı bir dikta mı?

 

 

ÖLÜ AYLAR KIRGINI

Mavısı az uçarı bir bulut tümseğinden

Sekip de geçen o canım kuş sesleri

Ilıtır bir ucundan şu kargaşık yüreği

 

Pıhtılaşan bir günün o yanlış kısırlığı

Yüzündür -geç de olsa anladım-

Vurdum kulaktozuna o şirin salaklığın

 

Ayaz kesti yüzümü yanıklığım ondandır

Ve ibresi bozuk bir pusuladır burnum

Arada bir oyalanıp akşamları kurduğum

 

Şubattan sonra haziran temmuz

Yaşanmamış ayları düşürdüm takvimlerden

Buyan ellerimde karıncalanmış bir sten

 

Kim kimin dümen suyunda ve az kaçık

Ak göğü karartıyor akşam dururken

Kıyısında geç saatlerin gül ve diken

 

Ruşen HAKKI

 


Ben kendi adıma, ikincisini yeğ tutardım; gerçek, özgür demokrasi olanakları yoksa elbet. Ne yazık ki, böyle bir seçme yapma durumunda değiliz.

Penthouse: Aydınlar diktası düşüncesi tedirgin ediyor insanı. Aydınlar eylemden korktukları için daha zalim olabilirler.

Marcuse: Öyle mi dersiniz? Tarihte, aydın olup da zalimlik eden tek kişi gösterebilirim: Robespierre. Ama, onun zalimliğini, Eichmann'ın bürokraktlaştırılmış zalimliğiyle karşılaştıralım, ya da isterseniz çağdaş toplumların kururnlaştırılmış barbarlığına bir göz atalım... Nazi'ler aydın değillerdi. Aydınlarda zulüm ve zorbalık kısa sürelidir, azdır, geçicidir. Robespierre işkence uygulamadı sözgelimi. Fransız devriminin belirgin bir özelliği değildir işkence.

*

Marcuse, gündelik olaylar üstüne görüşlerini açıklıyor; Amerika'da özgürlüklerin baskı altında tutulduğunu söylüyor; kollektivizmin türlerini gözden geçiriyor ve şöyle bağlıyor konuşmasını:

"Sessizliğin, bireysel özgürlüğün gelişebileceği o iç ve dış dinginliğin olmadığı yerde, özgür bir toplumdan söz edilemez. Sosyalist bir toplumda özel hayat, kişisel istem ya da dinginlik yoksa, bunun yanıtı kolay; o toplum, sosyalist bir toplum değildir, daha değildir."