BAŞBAŞA

TARIK DURSUN K. İLE...

1931 doğumlu. İzmir'li. Evli. Bir çocuklu. Tek uğraşı yazarlık. İlk kitabı ''Hasangiller'', son romanı -yazmasını sürdürüyor- ''Kaç, Katil Kaç!''. Her türlü işe girdi çıktı, tek dikiş tutturduğu, yazarlık. Arada bir iki ''armağan'' da kazandı.

- Çok yönlü çalışmalarınızın yanısıra bir de "kitapçı"hğa giriştiniz. Bu yeni uğraşınız, öbür sanat ve eleştiri alanlarındaki veriminizi tavsatmıyacak mı ?

- Bu, bir çeşit zorunluk. Nedeni de Türkiye'de yazı yazarak yaşamanın gereklerini yerine getirememektedir. 'Allâme-î cihan' olsanız -bir takım yerlere bir takım 'tavizleri vermedikçe- Türkiye'de, yazarak çizerek geçim sağlamak zor. Ha, 'taviz' verdiniz mi, istenen, dilenilen yola sanatınızla birlikte girdiniz mi, o zaman bu problem kendiliğinden ortadan kalkıveriyor. Sen sağ, ben selâmet ondan sonrası; adınız çevresinde bir patırtıdır, bir gürültüdür gidiyor ki, aman Allah!

Öyle sanatın da, sanatçının da içine tüküreyim.

"Halk katından gelme bir sanatçı" olarak tanımlarlar sizi çoğun.. Oysa, yapıtlarınızda, HALKIMIZ'ın ön sorunlarına hep değinirsiniz de, bu sorunların çözümüyle ilgili bir davranışınız, özeniniz yoktur da denebilir.. Ne ki, çağımızda tüm sanatçılarda bir "düşünür", bir "eylem eri" kimliği çabası da aranır oldu. Ne dersiniz?

- 'Halk katından gelme bir sanatçı' elbette içinden geldiği, hâlâ içinde bulunduğu katı bütün sorunlarıyla anlatacaktır; ama, sanatçı, sorunu gösterdiği gibi çözümü de gösteren kişi değildir; Sanatçı, durup dururken, romanın içinde 'gökten zembille' sözüm ona bir 'müspet tip' indirip onun ağzından, dolma tüfek örneği yalan yanlış çözümlemelere giderse, gülünç'e düşebilir, okurunu yanlış'a götürebilir; üstelik, yine sanatçı dediğimiz kişi ne ekonomisttir, ne yönetici, ne de düşünür. Ayrıca, sorunu ortaya getirip koymak -bütün ayrıntılarıyla, bütün gerçeği ile- az şey miymiş? 'Eylem eri' olduğunu sanan, ya da kendince 'düşünür' düşleri kuranları görmüyor musunuz edebiyatımızda? Ne kadar zavallı, ne kadar görkemli bön kişiler! Doğruları bilmek başka, onları eylem alanına getirmek yine de başka başka şeyler. Size bir örnek vereyim: Cengiz Aytmatov diye bir Sovyet yazarı var; yazar diye, sanatçı diye, romancı diye ona derim ben. Yoksa...

 

ÇELİŞMELER

I

Oğuz Tansel'e

 

ÇARK

ÖYLESİNE HIZLI Kİ DÖNÜŞÜM

GERİYE SAYIYOR HERKES

 

YALIN VE SAYGILI RESMİN

 

Turgay GÖNENÇ

 


- DENİZİN KANI, sanatınızın genel gidişatında önemli bir aşama elbet.. Özellikle roman türündeki öbür deneylerinizi daha bir pekiştirmesi, somutlaması yönünden. Bu eğiliminizi sürdürecek misiniz, yoksa, "öztutku"nuz öyküden yana mı hep? Radyo "temsil"leri ötesinde, oyun yazarlığına da gönüllü müsünüz?

- Küçük hikâyeye ihanet, her romana geçende rastlanır. Ben de bir parça öyle yaptım; ya da alçakgönüllülüğe sapmadan şöyle diyeyim: Biraz daha geniş söylemek, biraz daha yayılmak, biraz daha özgür yazmak istedim, küçük hikâyenin sınırları yeterli gelmedi o zaman da. Romana geçtim, bundan hoşnudum da. Hikâyeyi yine de sürdürmek istiyorum elbet. Radyo oyunlarına gelince, onlar tiyatroya varmak için bir çeşit köprüleme denemeleri. Hele bir piştiğime inanayım, tiyatroya da geçeceğim.

- Çok içten, ışıltılı, yerel, içeriği gereğince yansıtan bir diliniz, anlatım özelliğiniz var. Ne ki, -çoğu yepyeni- kimi uğraşdaşlarınız; kekre, soyut, bilinç ötesi, gerçeküstücü bir "öyküleme" yöntemini yeğleyip savunuyorlar. Bu konudaki kanılarınız, izlenimleriniz?

- 1950'ierde hikâyeye başlamışlar, bugün artık 'Orta kuşak' sayılıyorlar. Ben de içlerindeyim onların. Yeniler, aradan sıyrılmak için çeşitli 'numaralar'a başvuracaklar, böyle yapacaklar, ilgiyi üzerlerine çekecekler. Bir de şu var: Bizim başladığımız dönemle bugünkü dönem arasında öyle büyük ayrım var ki...

Çok kurcalandı ya, biz başka bir açıdan şu "temcit pilâvı"nı ısıtıverelim yine: SAİT FAlK ARMAĞANI, salt onca bir kişiliğe, öykü anlayışına ergin sanatçılara mı sunulmalıydı? Yoksa, bambaşka yazınsal değerleri de kapsıyan yapıtlar da girmeli miydi aday'lar arasına?

Bir yazar adına bir armağan kurulur, ama katılacaklardan ille de o yazarın yolunda yürümüşlük 'şart' koşulamaz. Sait Faik Armağanı'nı kazananlara bakın; kim, hangisi Sait Faik'in hikâyelerine benzer ya da o anlayışın sürdürücüsü hikâyeler yazarıdır? Haldun Taner mi, Oktay Akbal mı, Orhan Kemal mi, Buyrukçu mu, ben mi?

- Sormak ayıp değil ya, öykü-roman alanında ün salmış epey yarı-adaş'larımız var: Kemal Tahir, Orhan Kemal, Kemal Bilbaşar, Orhan Hançerlioğlu, Yaşar Kemal, Kemal Bekir... İçlerinden birini öncelikle seçiverin, desek size?

- Kuşkusuz Orhan Kemal. Türk hikâyesinin de, Türk romanının da en saygılı ustasıdır. Orhan Kemal.